Gebelik ve Kadın Doğumda Fonksiyonel Tıp

Elimizi atsak genç kızlarımızın ve kadınlarımızın neredeyse yarısı polikistikover yada 30’lu – 40’lı yaşlardaki kadınların neredeyse yarısı haşimato tiroiditi. Eskiden çocuk sahibi olamama diye bir şey yokken şimdi elini atsan çocuk sahibi olamayan çiftlere çarpıyoruz. Çikolata kisti miyomlar ve anormal kanamalar, geçmeyen dirençli akıntılar ve daha pek çok kadın hastalığı…

Poliklinik sıraları bu hastalarla dolu. Hepsine  10 dk ayrılan bir süre ve sonunda ellerine tutuşturulan genellikle doğum kontrol ilaçlarından oluşturulan bir reçete. Sonuç; ilacı kullandığın süre boyunca düzelen suni adetler ve bırakınca tekrar çözümsüzlük. Gerçek bir iyileşme hiçbir zaman olmamakta sadece belirtiler bastırılmaktadır.

Peki Neden?

İnsanoğlu kanser, polikistik over, çocuk sahibi olamama  ,miyom, erken menapoz, şeker hastalığı, tansiyon hastalığı, romatoit artrit ve otoimmün hastalıklar, otizm gibi müzminleşmiş ömür boyu ilaç kullanımı gerektiren bir türlü iyileşemeyen, tedavisi olmayan hastalıkları tedavi etmek için insan genetiğine yönelmiş bu hastalıklardaki bozuk geni bulursak hastalıkları tedavi edebiliriz diye düşünmüş. Bu düşünce doğrultusunda 1990’lı yıllarda A.B.D  Başkanı Bill Cleanton tarafından başlatılan ve birçok ülkenin destek verdiği büyük genom projesi adı altında çalışma başlatılmış ve çalışma 2001 yılında tamamlanmıştır. Bu çalışma neticesinde insanoğlunun tüm genleri cilt cilt sayfalara dökülmüştü. Dökülmüştü ama bu bilgiler hastalıkları çözmek için pek işe yaramamıştı. Yani otizmin geni yoktu. Alzheimer’ın geni, kanserin, kısırlığın geni  ve daha pek çok müzmin hastalığın geni yoktu. Yani aslında genlere baktığımızda hastalıklar yoktu.

Peki insan genom projesi ( Human Genom Project) sonucu bize hangi bilgileri verdi?

  1. İnsanın adeta bir bilgisayar gibi yazılım kodlarının tamamının olduğu, metabolizmasının, duygusunun, aklının nasıl çalışacağının harfiyen tarif edildiği insanoğlunun tüm işleyiş mekanizmasının kodlandığı kadim kitabın yani DNA’nın tüm insanlarda sayı ve içerik olarak  %99,9 oranında aynı olduğu, % 0,1 farklılığında göz ,saç rengi ,boy gibi insanları birbirinden ayıran fiziksel özelliklerden kaynaklandığı ortaya çıktı. Sonuçta herkesin makinasında aynı parçalar planlanmıştı.
  2. Fakat bireylerde umulandan ve hatta arzu edilenden de daha büyük bir farklılık saptanmıştı. Evet her gen, her insanda mevcuttu, yani gen kitabında ona ayrılmış bir bölüm vardı ama, her bir gene ait olan her bir bölüm, kitabın her baskısında farklı matbaa dizgi hataları içeriyordu. Dünya üzerindeki her bireyin farklı matbaa dizgi hataları vardı ve her birey birbirinden ayrıydı. Hücreye ne yapacağını ve ne yapmayacağını söyleyen bu kalın kitapta (DNA) her birey için farklı bölümlerin farklı satırlarında, farklı kelimelerin bazısında bir harf yerine başka bir harf gelmişti. Kitap yine de okunup anlaşılabiliyordu. Okunup anlaşılmasaydı hayatla bağdaşmaz, örneğin düşükle veya ciddi doğum anomalisi ile sonuçlanırdı. Patates yerine petetes yazıldığında okuyan kişi şöyle bir takılsa da, ne demek istediğini anlıyordu. Ama kürek yerine kurak yazıyorsa, işte bu bir sorundu. Okuyan kişi ancak cümleyi tekrar inceleyip ‘’ hımm’’ dedikten sonra okumaya devam edebiliyordu. Bir başka değişle böyle hatalı bir tariften üretilen bir enzim, sentezleniyordu ve çalışıyordu ama, yavaş çalışıyordu. Hastalıklarsa ancak  epigenetik yani çevresel etmenler devreye girdiğinde oluşuyordu. Her çevresel kötü etmen her kişide aynı hastalığı oluşturmuyorsa kişideki bu dizgi hatalarına göre neye yatkınsa o hastalığı doğuruyordu. Nadir genetik hastalıklar dışında insanların yaygın olarak muzdarip olduğu pek çok kronik hastalık bu şekilde oluşuyordu. O nedenle de proje bitiminde kanserin, çikolata kistinin, kısırlığın, tekrarlayan düşüklerin, şeker hastalığının, tansiyon yüksekliğinin ,otoimmün hastalığın geni yoktu. Genetik dolu silah ama çevresel faktörler olmadan tetik çekilmiyor ve hastalık oluşmuyordu.
  3. EPİGENETİK FAKTÖRLER(Çevresel Faktörler) genlerimizi yani DNA’mızı kontrol  ediyor.DNA mızın içinde hücrelerimiz için önemli  her bir proteinin sentezlenmesi için bulunan genlerin, hiçbir protein sentezlemeyen ve eskiden çöp DNA olarak bilinen sessiz bölümleri mevcutur. Bu bölümler resmen çevre ile genin birebir etkileşimi için vardır ve geni kontrol eder. DNA’nızda kötü olan genlerin okunmasını ya engelleyip iyi protein sentezletirler veya vücutta iltihap salgılatacak genleri aktifleştirirler yani epigenetik, epi üst, genetik üstü faktörlerdir. Yiyecekler, toksinler, duygusal stres vb. hepsi DNA’mızla direkt etkileşimdedirler ve genetiğimizi kontrol ederler. Örneğin siyah üzüm kabuğunda bulunan resrevetrol çikolata kistinin oluşumunun önlenmesinde ilgili genleri susturarak hastalığı geriletir. Patates cipsi, fastfoodlar plastik şişelerden gelen BPA maddesi epigenetik yollarla hormon dengemizi bozarak tekrarlayan düşükler, kısırlık, miyom, çikolata kisti oluşmasına neden olurlar.

İşte fonksiyonel tıp bu gelişmeler neticesinde; kronik komplex hastalıkları ( kanser, otoimmün hastalıklar, diyabet, tansiyon, kısırlık, pcos, erken menapoz, ilaçlarla nikah kıydığımız ve bir türlü iyileşmeyen hastalıklar vb.), hastayı ilaca ömür boyu bağımlı hale getiren,  hastalığın kök sebebi bulunmadığı için  içten içe hastalığı ilerleten, günümüzdeki tıp uygulamalarının aksine hastalık sürecini iyileştirerek tamamen geri çevirir.

Ben fonksiyonel tıp yaklaşımlarını kadın hastalıkları ve doğum alanında polikistik over hastalığı, endometriyozis, miyom, çocuk istemi, geçmeyen dirençli akıntılar, adet düzensizliği, menapozda hormon replasmam tedavisi, erken menapoz tedavisi vb. pek çok alanda uygulamaktayım. Gerçekten iyileşmeyi isteyen hastalıklarının kökenini anlattıklarımızla anlayabilmiş ve yaşam tarzı değişikliklerini yapıp aktif olarak sürece katılan hastalarımız tamamen şifa bulabilmektedirler. “Ben gideyim doktor bana bir ilaç versin ama ben tamamen eski tas eski tarak devam edeyim fakat tamamen iyileşeyim” diyen kişiler fonksiyonel tıptan fayda göremeyecekleri gibi hiçbir zaman da gerçek anlamda iyileşemeyeceklerdir.

BİOEŞDEĞER HORMON TEDAVİSİ VE DOĞUM KONTROL  İLAÇLARININ ZARARLARI

Bu konuya girmeden evvel dilerseniz “Patent Tıbbından” bahsedelim önce. Doğada kendiliğinden bulunan maddelerin örneğin östrojen, progesteron, magnezyum patentlerini alamazsınız. Alabilmek için laboratuvar ortamında estrojene bir etil grubu ekleyip yeni bir molekül bulup, bulduğunuz çakma estrojenin patentini alırsınız. Bu molekülü piyasaya sürmek ve satmak için tıp camiasındaki meslek örgütleri ve onların kanaat önderleri olan doktorların onayına ihtiyacınız vardır. Onlarda ilacınıza etkilidir demek için sizden kanıt isterler. Şimdi ilacınızı büyük bir klinik çalışmada deneyerek etkisini gösterecek bir akademisyen doktor grubu bulmaya ihtiyacınız vardır. Böylelikle bu büyük çalışmalar sayesinde onların da kariyeri sağlamlaşacaktır. Bir nevi kazan – kazan stratejisi. Araştırmayı yapan doktorlar hem kariyer kazanacak, ilaç firmasının sponsoru olduğu en prestijli tıp dergilerinde ve meslek örgütlerinde editör ve yönetici olarak yerlerini sağlamlaştıracaklardır. Bunlara karşılık araştırmayı yapan doktorlarda ilacın etkililiğine yönelik çalışmadaki olumsuz yanbetkileri sümen altı edip, etkinliğini göstermek için her türlü yardımı yapacaklardı. Burda zaten para ve güç bilim karşısında 1/0 KAZANMIŞTIR.

2. KAZANDIĞI NOKTA: Bilim camiasını etkileyecek ve kanıt sayılabilecek nitelikteki bilimsel çalışmalar hele ki pek çok faktörün etki ettiği karmaşık hastalıklarda bir ilacın etkinliğini ve güvenilirliğini gösteren çalışmalar milyon dolarlık harcama gerektirmektedir. Peki bu çalışmalar niçin doğal moleküllerle yapılmıyor? Çünkü yüz milyon dolarlar harcayarak finanse ettiğiniz bu çalışma neticesinde doğal molekülün faydalı olduğunu kanıtladınız diyelim ki. Doğal moleküllerin patenti alınamadığı için bu doğal ürünü herkes satabilecektir. Siz büyük masraflar yapıp kanıtlayacaksınız ama herkes satabilecek. Bu nedenden dolayı hiçbir doğal  moleküle yatırım yapacak bir finansör bulamazsınız. Dolayısıyla hiçbir doğal molekülün faydası kanıta dayalı yöntemlerle kanıtlanamayacaktır. Dolayısıyla zaten para ve gücün finanse ettiği sitemin başındaki bilim adamlarına fırsat doğacak bu faydalı ürünler için aman efendim bunlarla ilgili kanıta dayalı bir çalışma yok ,ot, çöp deyip kendi ilaçlarını daha rahat pazarlayabileceklerdir. Bu meslek örgütlerinin başındaki kanaat önderleri belli aralıklarla gayd-line  yayınlayıp biz doktorlara hangi hastalığa hangi ilaç kolaylığındaki klavuzları göndermektedir. Doktorlarda bilim olarak bunları takip etmektedir. Ayrıca en prestijli bilim dergilerinde kilit noktalarda bu ilaç devlerinin desteklediği bilim adamları olduğu için onların istemi dışındaki hiç bir çalışma kolay kolay onaydan geçemeyecektir. Şu an için Amerika’daki bilimsel araştırmaların %80’nini finanse edenin bu dev ilaç firmaları olduğu herkes tarafından bilinen bir gerçektir . 

İşte kadın hormonlarının başına gelen de tam olarak patent sorunsalıdır. Kadın vücudunda bulunan hormonlar estrojen ve progesterondur. Fakat bunlar doğal moleküller oldukları için patentleri alınamıyor. Dolayısıyla dev ilaç şirketlerinin işine yaramıyor. Dolayısıyla hormonlardan para kazanmak için estrojene bir etil grubu ekleyip hormonumsu yapıyor veya at östrojenini kullanıyor. Estrojen ve progesteronun kadın vücudunda rahim dışında beyin, kemikler, kalp ve damar sağlığı, metabolizma, pıhtılaşma sistemleri gibi bir çok organa da etkisi vardır. Bu hormonlar yeteri kadar ve dengede olmadığında kemikleriniz erir, unutkanlık, Alzheimer’a yatkınlık, hipotiroidi, diyabet, kalp krizi, beyin fonksiyonlarının gerilemesi, bunama, depresyon, endişe, ruhsal sorunlar, pıhtılaşma sorunları dahil pek çok sıkıntı ortaya çıkar. Tabi bu suni hormonlar rahime etki edip adet gördürüyor. Fakat diğer sistemlere oldukça kötü etki ederek, pıhtılaşma sorunları, migren, depresyon, diyabet, kilo alımı, ödem, meme ve rahim ağzı kanseri yapıyor. Ama bu yan etkiler gereği gibi topluma anlatılmıyor. Halbuki doğal östrojen ve progesteron doğru yollardan ve doğru miktarda verildiğinde bunların hiçbiri olmuyor. Kadın kilo veriyor, ödem atıyor, tiroidi düzeliyor, duygusal durumu iyileşiyor, cinsel isteği artıyor, kuruluğu gidiyor, kemikleri erimiyor, endişesi geçiyor.

Durumu daha iyi anlatmak için progesteron hormonunu örnek verelim. Bu doğal hormonun birebir aynısı progestan adında piyasada satılmaktadır. Hatta tiraji komik yeteri kadar kar getirmediği ve ucuz olduğu için bir dönem progestan için üretici bulunamamış nerdeyse üretilemeyecek hale gelmiştir. Hamileliklerde düşük önlemek için, tüp bebekte hep vücuttaki birebir hormonun aynısı olan progestan kullanılır. En hassas olan bebeğin gelişim döneminde bile güvenli olduğu için kullanılır. Nasıl kullanılmasın ki  vücudunuzdaki hormonun aynısı. Fakat adet gecikmesi ve düzensizliğinde çakma progesteronlar ‘’ tarlusal, farlutal’’ kullanılır. Bunlar vücudunuzun tanımadığı kimyasallardır. Doğum kontrol ilaçları da öyledir. Sizi kanatır ancak diğer sistemleri bozar .Kansere yatkınlığınız varsa meme ve rahim ağzı kanseri için risk oluşturur.

Bize Ulaşın

0 (507) 084 54 94 0 (232) 441 41 70
Detaylı Bilgi